SURİYE: BU İŞ DAHA SÜRER... PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Montag, den 19. Januar 2026 um 19:28 Uhr

Medyadan öğrenebileceğiniz haberleri tekrarlamak yerine gelişmelerin yorumunu yapmayı tercih edeceğim.

SDG ile Şam yönetimi arasında yapılan anlaşmaya iki tarafın da tümüyle uyacağını sanmıyorum. Ortadoğu’da yapılan anlaşmalar hep böyledir, uyulmaz. Hatırlarsanız on yıl süren Suriye iç savaşı sırasında da sayısız anlaşma yapılmış ama hayata geçirilememişlerdi.

İkinci önemli nokta şudur: SDG, eski cihatçı güçlerle çatışmadı. Türkiye’nin yoğun silah ve personel desteğini almış olan bir güçle çatıştı. Harekatı genelkurmay yönetti de denilebilir. Kuvvet komutanları sınıra gezmek için gitmemişlerdi herhalde…

SDG’nin yüz bin kişilik ordusu abartmadır, burası açık ama karşılarındaki de başa çıkamayacakları bir orduydu. Bu bağlamda Mazlum Abdi ve kurmaylarının verdikleri savaşmamak, çekilmek, anlaşma yolunu (karşı tarafın şartlarını kabul ederek) seçmek doğru tercihtir. Ne kazanma ve ne de anlamlı direniş sergileme şansları yoktu. Boşuna zayiat vermeyip gelecekteki –inşallah- var olacak olumlu koşullar için güçleri saklamak yerinde olurdu.

Bunun dışındaki açıklamalar boştur denilebilir.

Türkiye bu işin peşini bırakmayacaktır. Anlaşma bir şeydir, anlaşmanın hayata geçmesi başka bir şeydir. TC ordusu malzemeleriyle, personeliyle, kumanda kademesiyle orada hazırdır.

Ek olarak, istenilen başka şeyler de vardır.

Hatırlayın ne demişti Devrimci Milliyetçi Sayın Devlet Bahçeli (belirleme Öcalan’a aittir): SDG dağıtılmalıdır (diyelim ki böyle oldu ama yetmiyor), Kandil dağılmalıdır, Avrupa örgütlenmesi feshedilmelidir…

İstenilenlerin daha yarısı bile gerçekleşmemiş durumdadır ve ek istekler olması da kuvvetle muhtemeldir.

Bu gelişme özellikle Apocu Kürtlerde devlet anlayışı olmadığını yeniden ortaya çıkardı. Burada belirtmek istediğim Kürtlerin devlet kurup kuramayacakları değil, ne TC devletinden ve ne de başka devletlerden anlamadıklarıdır. Devlet aklı, devlet çıkarı ne demektir; bilmiyorlar. Bilselerdi “ABD bize sattı, İsrail savunmadı” demezlerdi.

Hatırlanacak olursa daha önce de Rusya “satmıştı”.

Türkiye’den nükleer reaktör inşası için izin alınca Suriye sınırını açmış, Türkiye de girip alabileceğini almıştı.

Şimdi olan da aynısıdır.

Bunca yıldır savaş içindesiniz ama ne TC’nin ne de başka devletlerin genel özelliklerini öğrenememişsiniz.

Alt Emperyalizm ve Türkiye başlıklı kitabı 26 yıl önce yazmıştım. Bunun ardından alt emperyalizmin ikinci aşamasının anlatıldığı Küresel İç Savaş ve Türkiye kitabı geldi. Zaman içinde askeri gücünün gerisinde kalsa bile Türkiye’nin sermaye ihracı da arttı. Türkiye artık kendi çapında emperyalist bir ülkedir. Son dünya düzeninde Türkiye kendi başına bir mihrak olacak güce sahip değildir ama özellikle bölgedeki gelişmelerle ilgili olarak ABD, Rusya ve İsrail tarafından önemle dikkate alınan bir ülkedir.

Dahası ve yeni olarak Avrupa Birliği de Türkiye’nin yanındadır. Bu bağlamda Avrupa hükümetleri PKK ile ilişkisi bilinen örgütlere karşı Türkiye’nin isteği üzerine harekete geçerlerse şaşırmamak gerekir.

Bütün bu gelişmeler tabii ki barış süreci adı verilen komediye darbe vurmaktadır. Öcalan ve DEM parti bu yönde yeniden açıklama yapacaktır! Eminim yapacaktır.

TC sınırları içindeki savaşı kaybettiniz ve bu savaşı yeniden başlatabilecek güce sahip değilsiniz.

Rojava’daki modern silahlara sahip ve 100 bin kişi olduğu söylenen ordu da savaşmaktansa karşı tarafın şartlarını kabul ederek geri çekildi.

Doğrusunu yaptılar. Savaşsaydınız ve Şam ordusu yetmeseydi, Türkiye birkaç askeri birliği sınırdan içeriye sokardı. Bunu da herhalde biliyorsunuz.

ABD ve İsrail de sesini çıkarmazdı.

Suriye daha sürecektir…