TEORİNİN GELİŞMESİ - TEORİNİN AŞILMASI PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Mittwoch, den 31. Dezember 2025 um 16:34 Uhr

Engin Erkiner: Marx zamanındaki Marksizm önemli tezleriyle aşılmış durumdadır belirlemesini yapmıştım önceki yazılardan birisinde… Burada Marx zamanındaki Marksizm aşılmamıştır, teori geliştirilmiştir itirazı üzerinde duralım.

Her gelişme aynı zamanda önceki aşamayı geçersizleştirmek demektir. Bu geçersizleştirme, duruma göre, geniş ya da dar kapsamlı olabilir.

Önce fizikten örnek vereyim…

Einstein fiziği, Newton fiziğini geliştirmemiştir, aşmıştır. Geliştirmemiştir çünkü ondaki belirlemelerden hareket ederek değil, değişik deneylerin ortaya koyduğu teoriye uymayan sonuçların yorumlanmasından ortaya çıkmıştır. Newton fiziği, bütün büyük teoriler gibi evrensellik iddiasındaydı. Evrensel olmadığı, özel hallerde geçerli olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bir teorinin evrenselliğinin ortadan kalkması, onun geçerliliğini de önemli oranda ortadan kaldırır.

Bu durum, o teorinin önemli oranda aşılması anlamına gelir.

Newton fiziği yanlış değildir ama genel geçerliliğe sahip değildir.

Gelelim Marx zamanındaki Marksizme…

İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır belirlemesi evrensellik iddiasındaki bir belirlemedir. 19. yüzyılda Batı Avrupa ülkelerindeki şartlar temelinde değil, evrensel bir belirleme olarak savunulmuştur. Aradan 150 yıl geçmiştir ve bu belirlemeyi doğrulayabilecek örnek ortaya çıkmamıştır. Tersine bu belirleme önce Kautsky ardından Lenin tarafından değiştirilmiş, işçi sınıfına bilincin dışarıdan iletilmesi gerektiği savunulmuştur. İşçi sınıfı kendiliğinden sosyalist bilince ulaşamaz.

Marx’ın belirlemesi için “zamanın şartlarında doğrudur” denilemez. Bu belirleme yanlıştır ve reddedilmiştir.

Marx dönemindeki Marksizmde –eklemek gerek, sonraki bazı örneklerde de- sosyalist devrimde işçi sınıfının başlıca rolü oynayacağı savunulmuştu. Bütün 20. yüzyıl devrimleri bu saptamayı yalanlar. Marx bu saptamayı kapitalist ülkeler için yapmıştı, yarı feodal ülkeler için söylenemez, denilemez. Marx bu belirlemesini evrensel geçerlilik temelinde savunmuştur. Köylülerin komünist partisi önderliğinde hem demokratik hem de sosyalist devrim yapacaklarını düşünmemiştir. Bu düşünememek normal karşılanabilir ama bu normallik savunulanın geçersizliğini ortadan kaldırmaz.

Ek olarak kapitalist ülkelerdeki sosyalist devrimlerde işçi sınıfı ön plandadır, esas güçtür belirlemesi de yapılamaz. Küba kapitalist bir ülkeydi ama devrimin kitlesel gövdesini öğrencilerle kır ve kent küçük üreticiliği oluşturuyordu. Sosyalist Partisi (Küba Komünist Partisi o zaman bu adı taşıyordu) devrimin ileri aşamalarına kadar gerillalara karşıydı ve sendikalarda etkin olduğu için de işçiler pasif kalıyordu.

Demek ki, ülkenin kapitalist olması zorunlu olarak işçi sınıfını öne çıkarmıyor.

Dahası, kapitalist ülkelerde toprak dağıtılması gerçekleşmez, toprak dağıtılması yarı feodal ülke devrimlerine özgüdür tezi de sınırlı geçerliliğe sahiptir.

Küba kapitalist bir ülkeydi ve devrimin başladığı yer olan Sierra Maestra’da küçük köylülük yıllardır büyük toprak sahiplerine karşı mücadele veriyordu.

Latin Amerika ülkelerinde 1960’lı yıllardaki bütün gerilla hareketlerinin programlarında geniş çaplı toprak dağıtımı vardır. Bu ülkeler de kapitalist ülkelerdir.

Aynı durum 1960’lı yıllarda Türkiye’de sınırlı olarak geçerliydi. Türkiye de o yıllarda feodal kalıntılara sahip olsa bile kapitalist bir ülkeydi.

Nedeni şudur: Latin Amerika ülkelerinde köylüler büyük toprak sahiplerinden toprak kiralarlar ve bu toprağın sahibi olmak isterler. Türkiye’de ise küçük köylünün toprağını büyük toprak sahibine kiralayıp kente gitmesi, büyük oranda bu işleyiş söz konusudur. Zamanın Devlet İstatistik Enstitüsü raporlarında bu durum açık olarak yer alır.

İkisi de kapitalist olan ve zamanın “geri bıraktırılmış ülke” kategorisinde yer alan ülkelerde durum böylesine farklı olabiliyor.

Marx küçük üreticiliği gerici olarak görür. Bu belirleme o yılların Batı Avrupa ülkeleri devrimlerinden hareketle yapılmıştır ama yerel değil evrensel bir belirlemedir. Gerçekte ise kısa bir dönemde ve bir bölgeye özgü belirlemedir. Yerel bir belirlemeyi evrensel konuma yükseltmek ve ardından bu belirlemenin hiç de evrensel olmadığının ortaya çıkması, o belirlemenin, önemli belirlemedir, yanlış olması anlamına gelmez mi?

Lenin ve sonrasındaki dönemde köylülüğün devrimci potansiyelini ihmal eden görüşler değişik oranlarda gericiliğe hizmet etmişler ve bunu Marx’tan hareketle yapmışlardır. Onlar da Marksistti ama bu durum sosyalist hareketi zayıflatmalarını engellemiyordu.

Başka bir örnek verelim…

Lenin III. Enternasyonal’in ilk kongresinde sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki demokratik devrimde ulusal burjuvazinin müttefik güç olarak dikkate alınması gerektiğini ve hatta onların önder bile olabileceklerinden söz eder. Hindistan’dan Roy bu görüşe karşı çıkar ve ulusal burjuvazisin kaypak bir sınıf olduğunu, bunun önemle dikkate alınması gerektiğini belirtir.

Lenin, büyük sömürgeci ülkelerden Çarlık Rusya’sında yaşamış bir insan olarak sömürge ülkelerdeki durumu izlese bile içinde yaşamamıştır.

Roy haklı, Lenin haksız çıkmıştır.

Çin devriminde III. Enternasyonal ulusal burjuvaziyi temsil eden Komüntang ile ittifak yapılması konusunda yeni kurulan Çin Komünist Partisi’ne direktif verir. 1925’te Çin’in az çok işçi bulunan tek kenti Şanghay’da sendikalara ve komünistlere karşı Komüntang’ın da yer aldığı katliam düzenlenir. Buna rağmen III. Enternasyonal ittifak konusundaki ısrarını sürdürür. Mao bunu reddeder ve bir bölüm komünistle birlikte kırsal alana çekilir.

Burada Lenin’in görüşünün reddedilmesi söz konusudur, geliştirilmesi değil…

Şimdiye kadar saydıklarımın iki katı kadar örnek daha verebilirim. İsteyen olursa anlatırım ama sanırım bu kadarı yeterlidir.

Teorinin her geliştirilmesi aynı zamanda duruma göre değişen oranda önceki teorinin, geliştirilmemiş teorinin aşılması ve hatta reddedilmesi demektir.

Bu aşılma, her zaman değil ama genellikle evrensel olarak savunulan tezlerin sınırlı geçerliliğe sahip oldukları temelinde gerçekleşir.

Son olarak Çin’in mevcut durumuna bakalım…

ÇKP kendisini Marksist olarak görüyor ve savunduğu anlayışı da Marksizmin geliştirilmesi olarak görüyor. Yanlış bir görüştür.

Komünist partisi iktidarında izlenen gelişme politikası burjuvazinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bunu ÇKP de kabul ediyor ve “denetim altındadır” açıklaması yapıyor. Böyle bile olsa, burjuvazinin komünist partisine üye olabilmesi Marksizm adına savunulamaz.

ÇKP’nin pazar sosyalizmi anlayışını büyük oranda doğru buluyorum, bunu Çin Sosyalizmi (1949-2022) kitabında da anlattım ve önümüzdeki aylarda bu kitabın genişletilmiş ikinci baskısı yapılacaktır.

ÇKP kendisini Marksist olarak görebilir ama burada kelime aynıdır, içerik çok değişiktir.

Bu Marksizm ise eğer, bambaşka bir Marksizmdir.

Tek Marksizm yok zaten, bu durum yıllardan beri böyledir ve şöyle ya da böyle Marksist olmak da şart değildir.

Önemli olan kapitalizme karşı olmaktır, anti kapitalist olmaktır ve bunun için de mutlaka Marksist olmak gerekmez.