|
Engin Erkiner: Bu savaşta en yoğun çatışmaların yaşandığı yer Fransız ve Alman orduları arasında Verdün’dür. İlk noelde iki taraftaki askerler kendiliklerinden savaşı bırakırlar ve birlikte noel kutlarlar. Derhal yasaklanır ve tekrarlanmaz. Yasaklanması normaldir çünkü bugün birlikte noel kutladığını birkaç gün sonra öldürmek zorundasın ve bu da savaşın zorluklarına ek zorluk demektir.
İlk dünya savaşı değişik bir savaştır. Yaralılar öldürülmez, sivillere zarar gelmemesine dikkat edilir ve bu yönlerden İkinci Dünya Savaşı’na benzemez.
Sonraki savaşlarda sivil-asker fark etmez, karşı taraftaki herkes öldürülmesi gereken düşmandır.
Açılış İspanya iç savaşında yapıldı denilebilir. Guernica kenti Alman savaş uçakları tarafından bombalanır, çok sayıda sivil ölür. Kentin askeri önemi yoktur, amaç güç gösterisi ve Franco’ya destektir.
İkinci Dünya Savaşı başladığında Almanya İngiltere’nin Coventry kentine saldırır. Amaç sivil ölümlerle karşı tarafın direncini kırmaktır. Keza V1 ve V2 roketleri de aynı amaca hizmet eder. Bunlar savaşta kullanılan ilk roketlerdir ve sonrakiler gibi yüksek isabet özellikleri yoktur. Bir kente düşerler ve artık kim ölürse…
Savaşın sonlarına doğru İngiliz ve ABD ordusunun Alman kentlerini bombardımanı başlar. En önemlisi Alman Hiroşiması olarak bilinen Dresden bombardımanıdır. Kentin askeri önemi yoktur, amaç sivil halkı öldürerek Hitler’e olan bağlılıklarını azaltmaktır. Sonuç alınamaz.
ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’de kullandığı atom bombaları da savaşın hızlı kazanılmasından çok Pearl Harbour’a Japon savaş uçaklarının yaptığı saldırının misillemesi amacıyladır.
Burada Japonların aşağı ırk olarak görülmesinin de rolü vardır.
Savaşın başlangıcında Malezya’daki İngiliz üssüne Japon uçakları saldırı düzenler. İngilizler şaşırır. Japonlarda böyle bir saldırıyı yapacak kapasite yoktur, Japon uçaklarını Alman pilotlar kullanıyor olsa gerektir.
Japonya Uzakdoğu’da yayılan sömürgeci bir ülkedir. Bu durum bilinmektedir ama yılların şartlanmaları kolay değişmiyor.
Çin Komünist Partisi ülkenin birleşmesini ve bağımsızlığını sağladığı zaman bu sadece bağımsızlık değildi. Çinlilerin prestijinin dünya çapında yükselmesi demekti. ABD’de dükkan kapılarında bulunan “Çinliler ve köpekler giremez” yazılarının zamanla indirilmesi demekti.
Daha o yıllarda bile değişik ülkelerde Çinliler vardı. ABD bunlardan birisidir. Mesela Peru’da da yerleşik Çinli nüfus yaşıyordu. Bu nüfusun yıllar sonraki Aydınlık Yol gerilla hareketinin oluşmasında en azından psikolojik etkisi var mıdır, bilmiyorum.
Benzer durum Türkler için geçerlidir. Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetti. Tek başarısı Çanakkale savunmasıdır ve o da yeterli olmadı. Güney’de İngiliz ordusu Arap aşiretleriyle birleşerek Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Doğuda Rus ordusuna karşı Sarıkamış faciası yaşandı. Başka ülkede olsa yaklaşık 40 bin kişinin soğuktan donmasına neden olan Genelkurmay Başkanı Enver Paşa’yı kurşuna dizerlerdi.
Osmanlı daha önce de Birinci Balkan Savaşı’nı kaybetmiş, ikinci savaşta bir oranda kaybettiklerini geri almıştı. Keza Trablus’ta İtalyanlara karşı kaybedecekti.
“Siz bu ülkenin makus talihini yendiniz” sözü Mustafa Kemal için söylenir. Yıllardır savaş kazanamayan ülke savaş kazanıp topraklarını genişletti. Bunu şu nedenle belirtiyorum: Sevr Antlaşması’yla Orta Anadolu ve çevresinde Türklere yer ayrılmıştı, Kurtuluş Savaşı bu yeri Ermeniler, Kürtler ve Rumlar aleyhine genişletti. Ardından Lozan Antlaşması geldi.
Ardından bu topraklarda yaşayan nüfusun homojenleştirilmesi gelecekti.
Bu homojenleştirme Türklerin icadı değildir, bağımsızlığını yeni kazanan bütün ülkelerin yaptığını tekrarladılar. O yıllarda Anadolu nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı göçmenlerden oluşuyordu. Bunlar Kafkasya ve Balkan ülkelerinden gelmişlerdi. Balkanlarda Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan her ülke yönetiminin ilk işi Müslümanları sürmekti. O yıllarda belirleyici olan milliyet değil dindi. Nitekim Yunanistan’la karşılıklı nüfus değişimi yapılırken sadece Hıristiyan Yunanlılar değil az sayıda Hıristiyan Türk de ülkeden gönderilecekti.
Bu sürülmenin büyük acılara neden olduğu biliniyor ama uygulama bağımsızlığını yeni kazanan bütün ülkelerde aynıdır. Kimisinde daha fazladır, kimisinde daha azdır. Farklı dinlerden insanların birlikte yaşaması mümkün değildi ya da ancak farklı olanların sayısının iyice azaltılmasıyla mümkündü.
Birkaç yüzyıldır o topraklarda yaşayan insanların sürülmesi, mallarına el konulması Balkanlarda da yaşandı. Özellikle Ege bölgesinde Girit sürgünleri vardır, zeytinliklerini bırakmak zorunda kalarak gelmişlerdir.
Bir arkadaş “yanlış iliklenen düğme”den bahsediyor da başlangıçta nüfusun homojenleştirilmesi ya da yanlış iliklenen düğme her ülkede geçerliydi.
Çinlilerin güzel sözüyle “Kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır”.
Tarih sadece biz değiliz. Tarihçi sadece ülkesine bakmaz, ülkenin çevresine de bakar ve hele de o ülke imparatorluktan geliyorsa…
Büyük acılar, büyük haksızlıklar yaşanmıştır; burası tamamdır.
Unutulmamalıdır ki tarih ahlak dersi değildir ve çok örnekte yaşandığı gibi güçlü olan haklıdır.
Maalesef böyledir…
|