|
Engin Erkiner: Küreselleşmenin üçüncü evresinin başlangıç tarihi sembolik olarak 1980 olarak belirlenebilir. Bu evrede sadece uluslar arası ticaretin yoğunlaşması, üretimin nerede daha ucuzsa orada yapılması ve ilgili ülkeye ihraç edilmesi, finans sermayesinin uluslar arası yoğunlaşmasındaki artıştan söz etmek yetmez, bunlara ek olarak göç hareketlerinin artması da önemle belirtilmelidir.
On yıl önce yayınlanan Mülteciler Göçmenler kitabında göçün yerleşikleşmesinden söz etmiştim. Göç bütün ülkelerde eskidi, eskinin yeni gelenlerinin şimdi en azından üçüncü kuşakları iş hayatına giriyor. Bu insanlar artık göçmen değildir, göçmen kökenlidir, yerleşiktirler.
Göç durmuyor ve alınan bütün önlemlere rağmen özellikle ABD ve Batı Avrupa ülkelerine yeni insanlar geliyor. İnsanların değişik nedenlerle yer değiştirmesi esas olarak Afrika’da gerçekleşiyor. Ek olarak çevresindeki ülkelere göre daha gelişmiş ekonomiye sahip olanlar da göçü çekiyor. Mesela Güney Amerika’da Şili ve Ortadoğu’da Türkiye bu konuda örnek verilebilir. Bu ülkelerdeki yoksulluktan söz edilebilir ve bu doğrudur da ama mesela Kuzey Afrika ülkelerinden ve Suriye’den gelenler için yaşadıkları ülkeye göre refahtan bile söz edilebilir.
Yerleşikliğe geçen göçün üç önemli sonucu bulunuyor.
Birincisi; ulus değişiyor. Örnek olarak ulusal kimliğe özellikle düşkün Almanlar alınacak olursa, vatandaşlığa geçmenin kolaylaştırılmasıyla birlikte çok sayıda göçmen kökenli Alman vatandaşı oldu ve oluyor. Hıristiyan Demokratlar gibi sağ partilerin de ulusun çeşitlenmesine itirazları olmadı. AfD’nin yapmaya çalıştığı birinci ve ikinci sınıf Alman ayrımı mahkemeler tarafından reddedildi. Gittikçe artan sayıda Alman göçmen kökenli oluyor.
Önceki yıllarda göç ulusu olarak özellikle ABD ve Avustralyalılar bilinirdi, bu özellik yaygınlaşıyor. Yoğun göç alan bütün ülkeler giderek göçmen ülkesi durumuna geliyorlar.
İkincisi; materyalist devlet teorisi devleti toplumdan ayrı bir olgu olarak incelemez. Ulusun çeşitlenmesi değişik devlet kademelerinde göçmen kökenlilerin de artan oranda yer almasına neden oluyor. Yakın zamanda Almanya Anayasayı Koruma Örgütü başkanı (ABD’de iç güvenlikten sorumlu FBI ile karşılaştırılabilir) İstanbul doğumlu Türkiye kökenli bir Alman oldu. Hemen bütün partilerin sadece üyeleri arasında değil, değişik yönetim kademelerinde de Alman ismi taşımayan göçmenler bulunuyor.
Üçüncüsü; ulusun çeşitlenmesi tepkilere de neden oluyor. Bunların başında ırkçılık ve “yabancı” düşmanlığı geliyor. En az üç kuşaktır Almanya’da –veya başka bir ülkede- yaşayanlara yabancı denilemez. Bu insanlar ülke içindeki bölgelere göre değişen oranda tepkiyle karşılaşıyorlar. Ne kadar Almanlaşmış olurlarsa olsunlar sonuçta farklı bir kültürden geliyorlar ve bunu da şu veya bu oranda yansıtıyorlar.
Türkiye’de Suriyelilere gösterilen tepkide bu insanların farklı bir kültüre sahip olmaları önemli oluyor. Bu insanların bir bölümü TC vatandaşı oldu ve birkaç kuşak sonra aralarından Almanya’daki gibi toplumun üst kademelerine tırmananlar çıkacaktır.
Üzerinde fazla durulmayan bir konudur ama göç ulusları ve o ulusların devletlerini değiştiriyor.
İncelenmesi gerekir. |