YABANCILAŞMAYA DEVAM PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Dienstag, den 25. November 2025 um 21:00 Uhr

Engin Erkiner: Bu konuya yabancı kalmışım. Marx’ın 1844 El Yazmaları’nda sözünü ettiği yabancılaşma esas olarak ekonomik temelde şekilleniyordu. Kapitalizm zanaatkarların aksine üreteni ürettiğinden ayırıyor, üreten ürettiğini kendisine ait olarak göremiyordu. Üreten ürettiğine yabancılaşıyor, ondan kopuyordu.

 

Konuyla ilgili biraz okuyunca bu anlayışın aşıldığını, yabancılaşmanın hayatın bütün alanlarını kapladığını öğrendim. Dahası, konuyu ilk açıklayan Rousseau’dur. Yabancılaşmayı modernliğin -1750’de başladığı kabul edilir- ya da kapitalizmin sonuçlarından birisi olarak görür.

Konuyla ilgili değişik dillerde yazılmış çok sayıda kaynak bulunuyor. Benim okuyabileceklerim İngilizce ve Almanca ve bunlar bile oldukça fazladır. Almanya üniversitelerinde konula ilgili Rahel Jaeggi gibi profesörler var.

Yabancılaşma ücretli işçileri aşan boyutlara sahip ve iyi kazanan yöneticileri de kapsıyor.

Almanya’nın tanınmış sosyologlarından Hartmut Rosa’nın “Hızlanma” adlı kitabı konuya yeni bir boyut getiriyor. Rosa’ya göre modernizm ya da kapitalizm hızlanma çerçevesinde de incelenebilir. Her şey hızlanıyor. Günlük birçok işi makineler yapmasına rağmen herkesin zamanı iyice azalmış durumda, sürekli olarak zamansızlıktan yakınılıyor.

Mesela bir firmada sekreter eskiden günde on müşteriye mektup yazsa yorulurdu. Şimdi yaz, zarfa koy, postaya ver; bunlar yok; bilgisayardan gönderiyorsunuz ama yazılacak mektup sayısı da diyelim en az beş kat artmış durumdadır.

Kapitalizmin içinde bulunduğumuz aşamasında –kabaca 1970’lerin ortasında başladığı kabul edilir- çalışma zamanıyla boş zaman arasındaki fark gittikçe azaldı, bunlar giderek iç içe girdiler. Çok insan –yöneticiler dahil- eve iş getirmek zorunda kalıyor. İş nerede bitiyor, kendine ait zaman ne zaman başlıyor, belli değildir.

Bu gelişmenin yarattığı farklı tür bir yabancılaşma var.

Dahası, yararlı yabancılaşma da varmış.

Bu yabancılaşma Yılmaz Güney örneğiyle daha iyi anlatılabilir.

Yılmaz Güney devrimcilerle hapishanede birlikte kalıncaya kadar delikanlı aleminden aldığı özellikler ön planda olan bir kişiydi. Sonraki yıllarda bu özellikler kaybolmadı ama bunlardan belirgin olarak uzaklaştı.

Siyasal Yazıları’nda –üç cildin hangisinde olduğunu hatırlamıyorum- yıllar öncesindeki kendisini tanıyamadığını, o kişinin kendisine yabancı geldiğini ifade eder.

Benzer belirleme Can Yücel’in bir şiirinde de vardır. Eski kendisiyle kavgalı olduğunu, anlaşamadıklarını söyler. Eski kendisine yabancılaşmıştır.

Önemli gelişme gösteren her insan, bu gelişme öncesindeki kendisine yabancılaşır. Önceki kendini yabancı olarak görür.

Kişi olarak bunu birkaç kere yaşadım diyebilirim.

Yirmi yıl önceki ben bile bana biraz yabancı bir insan gibi geliyor.

Daha öncekileri hiç sormayın…

Geçmişten kesin kopuş ve kendine yabancılaşmanın edebiyatta bildiğim en iyi ifadelerinden birisi Remarque’nin Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanında vardır. Birinci Dünya Savaşına katılan ve izinli olarak evine gelen genç asker odasına bir türlü alışamaz. Tümüyle başka bir insan olmuştur. Çocukluk ve ilk gençlik anıları, eski arkadaşları, her şey ona yabancı gelmektedir.

Kısacası yabancılaşma çok yönlüdür ve hayatın bütün alanlarını kapsar. Bazıları bireyselken bazıları savaş ve üretim süreci gibi toplumsal özellikler taşır.

Gelişen insanların önceki kendine yabancılaşması gibi yararlı yabancılaşma da vardır.

Büyük konu…

Nasıl toparlarım, ne zaman yazarım, bilmiyorum.

Açık olan öğrenme sürecinin epeyce süreceğidir.

 

Zuletzt aktualisiert am Dienstag, den 25. November 2025 um 21:47 Uhr