|
Engin Erkiner: İnsanın kafasında yazmayı planladığı değişik konular vardır. Mesela Yugoslavya ve Polonya tarihleri gibi… Sonra düşünür, kendimi neden böyle bağlıyorum diye… Aklına başka konu gelmiştir: yabancılaşma.
Bu konuyla ilgili çalışmaya başlayacağım. Yeni başlıyor sayılmam ama derinleşmek gerekiyor.
Marx’ta konu yüzeysel olarak ele alınmış ve bu da normaldir.
Bu kavram Marx’la ortaya çıkmadığı gibi, ardından konuyla ilgili epeyce araştırma yapılıyor; Marx eleştirisi dahil olmak üzere…
Öğrendiklerimde üç belirleme özellikle dikkatimi çekmişti:
Birincisi; Marx kapitalizmde insanın doğaya da yabancılaşmasından söz eder. 20. yüzyıl sosyalizminde de bu vardır. Sürekli yazdım: doğanın kirlenmesi sadece kapitalizme özgü değildir, 20. yüzyıl sosyalizminde fazlasıyla vardır. Nedeni de üretici güçlerin geliştirilmesinde kapitalizme bir an önce yetişmek amacıyla doğaya yönelik tahribatın dikkate alınmamasıdır.
Başka türlü yapamazlardı. Sosyalist ülkelerde yaşanan üretici güçlerdeki büyük gelişme –ileriki yıllarda yetersiz kalmakla birlikte- doğanın tahribatıyla birlikte gerçekleşmiştir.
Bulgaristan’da 1989 sonbaharında iktidardaki komünist partisine karşı gösterileri başlatan Eko Glasnost adlı örgüttür. Bu ülkede çevre kirliliği ileri boyuttaydı.
İkincisi; hayatın hızlanmasıyla yabancılaşma arasındaki ilişkidir. Hartmut Rosa, ki kendisi Almanya’nın önde gelen iki sosyologundan birisidir (diğeri Andreas Reckwitz’dir) bunun için kitap yazmış. Hayatın hızlanması modernizmin özelliklerinden birisidir. Gittikçe daha hızlanması…
Üçüncüsü; Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde bir yazarın –Christa Wolf- sosyalizmde yabancılaşmayı konu alan romanıdır: Nachdenken über Christa T.
Sosyalizm insanın bireyselliğini toplumda eriterek onu yabancılaştırıyor.
Önemli bir tespittir.
Kadın DAC’nin en tanınmış yazarıdır.
Bizdeki sosyalist yayınevleri Anna Seghers’i çevirirler, bu kadını çevirmezler. Başka yayınevleri çevirir.
Yaklaşık 4,5 yıl önce video yayınına başlarken hedefi şöyle belirlemiştim: insanların kafalarındaki kavramları değiştirmek.
İlk videonun adı “Neden marksist değilim?” idi.
Videoların teknik işleriyle uğraşan arkadaş daha sonra şöyle demişti: açıkçası çekiniyordum ama kimseden tık çıkmıyor.
Tık eden vardır mutlaka ama burada sözü edilen kişiler gerekçe getirerek karşı çıkanlardır.
Kalanını dikkate almak gerekmez.
Yok sayılır ve bu da güzeldir.
İmam Kuran’ı, papaz İncil’i, haham Tevrat’ı tekrarlar.
Marksist de Marx’ı tekrarlar…
Bu arkadaşlara bir şey anlatmaktan çoktan vazgeçtim.
Sadece bizde değil, dünyada durum böyle…
İngilizce ve Almancadaki bütün sosyalist yayınları yıllarca izledim, sonra önemli bölümünü bıraktım.
Gereksiz para harcıyordum.
Mesela Almanca bir dergi vardı: Marksist Yenilenme’ydi adı. Üç ayda bir çıkıyordu. Birkaç yıl içinde yeni bir şey göremedim. Tekrar, hep tekrar…
Bıraktım…
İşine bak; araştırmalarını yap, görüşlerini geliştir ve bu insanlarla zaman harcama…
İşine bak… |