|
Engin Erkiner: İsviçre’de yaşayan Hasan Bulut ile Karalama Defteri adını taşıyan youtube kanalında bir saat kadar süren bir söyleşi yapmıştık. Göçmenlik ve edebiyat konuları ağır basıyordu. Geçtiğimiz hafta birisi bana bu söyleşinin ne zaman yapıldığını sorsa, kendinden emin olarak, iki yıl önce, derdim.
Facebook hatırlattı, programın duyurusunu yapmıştım, o duyuruyu karşıma çıkardı, bir yıl önceymiş.
Üzerinden sadece bir yıl geçmiş!
Bende zaman kayması var… Yaş ilerleyince insanlar zamanın daha hızlı geçtiğinden söz ederler, bende tersi oluyor, zaman yavaşladı.
Değişik konularda hafızamdan şikayetim bulunmuyor ama sanırım bu zaman kayması hafızayla doğrudan ilgili değildir.
Yazılarımı izleyenler bilirler, geçmişten söz ettiğim yazıların oranı azdır. Yüzde kaçtır bilmiyorum ama en fazla yüzde 20’dir ve bu biraz abartılı rakamdır. Beni bugün ve gelecek ilgilendiriyor. Sanırım bu nedenle geçmişte yaptıklarımı o kadar önemsemiyorum. Planlar var, yapılacak işler var; beni esas olarak bunlar ilgilendiriyor. Sürekli mücadele içindeyim. Kendini aşabilmek mücadelesi… Aşarsın, sonra tekrar aşman gerekir, sonra tekrar…
“Ben kendini sürekli olarak aşması gerekenim. Böyle söyledi Zerdüşt.”
Nietzsche’nin Varlık Yayınları’ndan Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabını 1969’da okumuş (19 yaşındaydım) ve abartmadan söyleyeyim bir hafta kendime gelememiştim. Bu kitap sanki benim için yazılmış; o zamanki düşüncem böyleydi.
Almanya’ya geldikten sonra kitapçıları dolaştığımda bu kitabın her yeni baskısını alırdım. Daha sonra anlamsız iş yaptığımı fark ettim. Yeni baskılarda farklı bir şey yazıyor olamazdı ama aradan yıllar geçmiş olsa bile kitabı unutmamıştım.
Türkçesini getirttim, bir kere daha okudum.
Felsefe bölümünü bitirirken yazdığım lisans tezinde Nietzsche’nin “bedenin aklı” konusundan söz ettim. Sanırım bundan ilk kez söz eden kişiydi. Akıl sadece zihinde yoktur, bedende de vardır. “Öğrenen beden” yeni zihin felsefesindeki kavramlardan birisidir. Bu felsefenin özellikle spor alanında kullanılmasına şaşırmamak gerekir.
Formda sporcu bedeniyle zihni arasında hızlı ve iyi ilişki kurmuştur. Beklenmedik durumlarda beden ne yapacağını bilir. Zihin düşünerek ona ne yapacağını bildirmez. Trafikte de böyle değil midir? Usta şoför beklenmedik durumda doğru hareketi yapar. Düşünüp doğru hareketin ne olduğuna karar vermez; böyle yaptığı zaman kaza olur.
Buna “öğrenen beden” deniliyor ve çok sayıda tekrarla bu öğrenme gerçekleşir.
Sürekli olarak kendini aşma çabası, sadece kendinle yarışmak insanın geriye fazla bakmasını engelliyor. Geçmişte şu yapıldı, bu yapıldı, performans iyiydi ama geçti bunlar; sen geleceğe bak…
Yorulmuyor musun?
Hayır! Bu bir hayat tarzıdır.
Kimseyle yarışmıyorum.
Bazıları nereden icap ettiyse benimle yarışmaya kalktılar, fazla sürmedi, vazgeçtiler.
Beni geçebilselerdi ne kızardım ne de kıskanırdım. Tersine bu işi nasıl yaptıklarını öğrenmeye çalışırdım.
İnsan her zaman öğrenmeye açık olmalıdır.
Bu konuda kadınlarla hiçbir şekilde anlaşamadığımı belirtmem gerekiyor.
Birkaç ayda, birkaç yılda veya diyelim on yılda konu mutlaka gündeme geliyor.
Yıllardan beri izlediğim bu hayat tarzı zamanın planlı kullanımını gerektirir.
Esaslı bir çalışma disiplininiz olacak, çalışmadan bir şey olmaz.
Sürekli öğreneceksiniz ve üreteceksiniz.
Bu hayat tarzı bir süre sonra birlikte yaşadığım insana ters geliyorsa yapabileceğim bir şey bulunmuyor.
Yıllardır aynıyım, bu konuda hiç değişmedim sadece daha etkin oldum diyebilirim.
Bunu kaldıramayan kendi yoluna gider…
Aklıma geldikçe bir konuşmaya gülerim.
“Beni kaybetmekten hiç çekinmiyorsun.”
Böyle bir şey olursa eğer, kayıp iki taraflı olacak… Sen de beni kaybedeceksin.
İnsanın konuşurken bunu düşünmesi gerekir.
Neyse, geçti bunlar.
Birkaç yıl önceydi, kendileriyle ilgili yapılan bir programa yönetiminde bulunduğum bir yapının temsilcisi olarak katılmıştım. Yıllardır tanışıyorduk. İsim vermeyeyim, anlayan anlar. Bir kadın ve erkek, yıllardır sürgünde yaşıyorlar.
O sıradaki yaşını bilmiyorum ama kadın galiba 80’indeydi.
Beni bir kenara çekti: “oğlum fıstık gibisin, neden yalnız yaşıyorsun?” dedi.
Ben de “bıktım kadınlardan” dedim.
Neden bıktığımı sormadı, ben de anlatmadım.
Evlisin veya değilsin, her kadınla dön dolaş ama kısa ama en az on yıl sonra aynı yere geliyoruz.
O da haklı, ben de haklıyım.
Bazıları kafamdan silindi, bazılarını arada bir hatırlarım.
Umarım hayatta istediklerini yapabiliyorlardır.
Bir amacı bıkıp usanmadan kovalamak hiç kolay değildir.
“Sendeki çalışma disiplininin yarısı bende olsun, yeter.”
Olsun tabii. Yardımcı da olurum ama sonuçta bunun için hayli çaba harcamak gerekiyor ve bu çabanın öznesi ben değilim. Ben ancak yardımcı olurum.
Bir şeyleri yapmaya niyetlenmekle, yapabilmek birbirinden çok farklıdır.
Ne istediğinizi biliyorsanız ama onu nasıl yapabileceğiniz hakkında fikriniz yoksa, siz ne istediğinizi de pek bilmiyorsunuz demektir.
İstekler onu yapabilmenin yollarıyla birlikte düşünülmelidir.
Yoksa sadece istediğinizle kalırsınız…
Kendinize sürekli olarak kendinizi aşmak görevini yüklemişseniz ve bunu sadakatle yapmaya çalışıyorsanız, yarın her zaman vardır.
Bu yarın planlanmış yarındır.
Plan tam olarak gerçekleşmeyebilir ve genellikle de böyle olur ama önemli olan en az yüzde 70 gerçekleştirme oranı tutturmaktır.
Amaç oldukça yarın da her zaman olacaktır.
Geçmişe yönelik zaman da kaysın, ne olacak ki!
|