KALICILIK PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Sonntag, den 22. Februar 2026 um 22:14 Uhr

Engin Erkiner: Arada bir şöyle belirlemeler okurum: ölümünüzün ardından yakınlarınız dışında kimse sizi hatırlamayacak… Bir süre sonra tümden unutulacaksınız.

Yok canım, denilmesi gerekiyor.

Platon ve Aristo’nun ölümünün ardından 2000 yıldan fazla zaman geçti ama hala hatırlanıyorlar, yapıtları okunuyor. Az olmayan sayıda başka örnekler de verilebilir.

Dostoyevski mesela unutulabilir mi?

Üreten insanların kalıcı olmak istemeleri doğal istektir ama istemekle olmuyor.

Bu konuda rahatım diyebilirim çünkü aradan en az 20-25 yıl geçtikten sonra bile hatırlananlar bulunuyor. Üç tane sayayım:

Birincisi, Türkiye Devriminin Acil Sorunları (1975) kitabıdır. 51 yıl geçti ama hatırlanır. Bir harekete adını veren kitaptır. Sonradan yayınlananlar -40 Yıl Sonra TDAS, TDAS’ın Tarihi, 50 Yıl Sonra TDAS- olmasaydı ya da güncellenmeseydi, eskiyebilirdi.

İkincisi; 2005’te yayımlanan 1989 Berlin Duvarı’dır. Bu kitabın yüzde 30 kadar genişletilmiş yeni baskısı Demokratik Almanya Cumhuriyeti Tarihi olarak yeni yayımlandı.

Üçüncüsü; Yazın dergisidir. 1982-2009 arasında bir Avrupa ülkesinde yayımlanan, on yıl kadar Türkiye’de de yayımlanan en uzun ömürlü dergidir.

Yazın’dan Seçmeler kitap olarak basıldı, ardından aynı isimle dört kitap daha hazırlandı. Hepsi Drive’da bulunmaktadır.

Birkaç başka yapıt daha eklenecektir sanıyorum ama bekleyip durumu görmek gerekir.

İnsan kalıcı olsun diye üretmez ve zaten neyin, ne kadar zaman kalıcı olacağını üretirken bilemezsiniz.

Birinci kural, isteğe göre üretim yapmamaktır. Kafanıza göre yapın. İnsanların istekleri değişir. Altı ay sonra daha önce ne istediklerini unutabilirler. Hangi konuya önem veriyorsanız ona göre üretin.

25 yıl kadar önce artık bulunmayan sosyalist ülkelerin tarihlerinin incelenmesi gerektiğine karar verdim ve bu alandaki ilk kitap 1989 Berlin Duvarı olarak yayımlandı. Bunu başkaları izledi ve daha da izleyecektir.

25 yıl önce bu kadar isabetli karar verdiğimi düşünmemiştim.

Karar yetmiyor tabii, konunun peşine düşüp sürekli okuyacak ve üreteceksiniz.

DAC, Bulgaristan ve Romanya, Arnavutluk, Küba, Çin, Vietnam ve Laos, Kuzey Kore’de sosyalizm tarihlerini yazdım.

Bu tarihleri değerlendirecekseniz, bunu “filanca şöyle yaptı” temelinde yaklaşımla gerçekleştiremezsiniz. Kısaca devrim öncesi ve ardından bazı ülkelerde yokoluşa kadar giden devrim sonrasındaki tarihin incelenmesi gerekiyor.

Yugoslavya, Polonya ve SSCB tarihleri niyet olarak bulunuyor ama şimdi sırada Çin Sosyalizmi (1949-2022)’nin genişletilmiş olarak hazırlanması bulunuyor.

Bir başka konu sürgünlüktür.

Mülteciler Göçmenler kitabı on yıl önce yayımlandı. Aynı bağlamda iki kitap daha yazdım: Göç-Sürgün (1) E Kitap olarak bulunuyor. İngilizcesi de var. İkincisi de yakında çıkar. Sürgün ve Kadınlar yine E Kitap olarak yayımlandı, Almancası da bulunuyor.

Çok büyük bir konu ve daha çalışmam gerekiyor.

Fanon’u çalışmakla ve hakkında maalesef Türkçedeki tek telif kitabı yazmakla iyi yapmışım çünkü göç ve sürgün konusu Fanon’a uğramadan incelenemez.

Göç ve sürgünlük tarihimizin büyük konularından birisidir ama üzerinde çalışan azdır.

Nermin Abadan Unat’ın ilgili kitabı işçi göçünü konu alır. Önemlidir ama göç bundan ibaret değildir ve hatta yıllar içinde göçmen işçi olarak gelmeyenler önemli oranda ağır basmıştır.

Cumhuriyetin Göçlerle Dolu 100 Yılı kitabının tümünü okuyamadım.

Bunlar güzel yapıtlardır.

Gelenleri ve gidenleri anlatmayan Cumhuriyet tarihi yazılamaz.

1996’da 1982’de yapılan Paris Ev İşgalleri’ni anlatan kitabı yazmıştım.

 

Konuya çalışmak gerekiyor.