FİZİK FELSEFESİ PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Freitag, den 02. Januar 2026 um 19:53 Uhr

Engin Erkiner: Konuyla bir dönem yoğun sayılabilecek kadar ilgilenmiş ve birkaç video yapmıştım: parçacık mekaniğinin 100. yılı, çekim dalgaları, anti madde gibi… Madde-anti madde ikilisinin diyalektiğin zıtların birliği yasasına uymadığını, çünkü birisi tez diğeri anti tez ise eğer bir arada bulunamayacaklarını, birbirlerini hemen yok ederek gama ışınlarına dönüştüklerini açıklamıştım. Kaç numara olduğunu hatırlamıyorum ama arayıp bulabilirsiniz Materyalizm ve Ampiriokritisizm’in yanlışlar da içeren felsefi bir kitap olduğunu da açıklamıştım.

Lenin, Hegel’i Almancadan okuyacak kadar Almancaya vakıftır ama yaşadığı dönemde fizikteki büyük devrimden söz etmez (özel ve genel görelilik kuramı). Doğrusu da budur çünkü fizik bilgisi epeyce azdır ve insan bilmediği konularda konuşmamalıdır.

Vahim hatası “fiziğin artan oranda matematikleşmesinin idealizme kapı açmasından” söz etmesidir. Fizik artan oranda matematikleşmeseydi 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki iki büyük devrim (görelilik kuramı ve parçacık mekaniği) gerçekleşmezdi.

Anti madde de Dirac tarafından matematik olarak bulunur, birkaç yıl sonra gözlemlenebilecektir.

Her alanda olduğu gibi teorik fizikte de sürekli ilerleme yaşanıyor ve bu da felsefeye yansıyor. 20. yüzyılın başındaki fizik devrimlerinin felsefi açılımını felsefeciler değil -çünkü teorik fizikten anlamıyorlardı- fizikçiler yapmıştı. Hatta teorik fizikçiler için çağımızın yeni felsefecileri de denmişti.

Bu saptama geride kaldı denilebilir. Felsefe bölümünü okurken Brigitte Falkenburg’un teorilerini anlatan bir ders almıştım. Kadın felsefe profesörü ve parçacık fiziğinde doktora yapmış… Felsefecilerin teorik fiziğin şu veya bu bölümü hakkında konuşmaları ancak böyle mümkündür.

Burada 1980’li yıllarda, daha önceki bir yazıda da sözünü ettiğim, bir saptamadan söz edilmesi gerekir. Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknik Eki’nde doğa bilimleri alanında öğretim üyesi olduğu belli olan bir kişi hapishaneden gelen bir mektubu cevaplandırıyordu. Mektup atom altı parçacıkların felsefesiyle ilgili sorular soruyor ve kendinde açıklama yapıyordu. Sorulan sorudan kişinin alanın bilgisine sahip olmadığını anlıyordunuz.

Şöyle cevap verilmişti: içinde yaşadığınız zor şartlarda bu tür konularla ilgilenmeniz takdire şayandır ama siz konuyu bilmeden felsefesini tartışmaya kalkıyorsunuz; bu olmaz.

Harika bir cevaptı.

Konuyu bil, üret ve tartış…

Konuyu bilmeden konuşursan, cahillik insanı konuşturur kategorisine girer.

Şimdi neden bu konuyu açtım?

Geçenlerde yeni çıkan parçacık fiziği kitaplarından birisine baktım ve canım sıkıldı. Bazı bölümlerde ne anlatıldığını anlamadım. Kötü… Modern fiziği ve onun parçacık fiziği bölümünü en azından ne anlatıldığını anlayacak kadar bilirim. Bu alanı akademik eğitim görmeden kendi kendinize öğrenemezsiniz. Ama yetmiyor, bilginin sürekli tazelenmesi gerekiyor. Herhalde son gelişmeler üzerine çalışmam gerekecek…

Başka bir konu, alan teorisidir. Madde alanı şekillendirir, alan maddeyi yönlendirir. Ne kadar diyalektik bir ilişki derseniz gerçekte bir şey söylemiş olmazsınız.

Evren genişliyor. 1920’li yıllarda yapılan gözlemler sonucu Hubble tarafından ortaya atılan bu görüş o günden beri sürekli doğrulandı.

Nereye genişliyor? Genişlemek için boş alan gerek…

Öyle değil! Evren alanını yaratarak genişliyor.

Bunu Einstein’dan önce belirli oranda da olsa belirten kişi Newton’un çağdaşı Leibniz.

Bir ara canım fena halde istediği için bu teorilerde yoğunlaşacağım.

Edebiyat bir, modern fizik (evrenbilim dahil) iki; bunlar yakamı bırakmaz…