|
Engin Erkiner: Bu yazıyı yazayım mı diye biraz düşündüm, sonra kendine saklama ve yaz dedim.
Cezayir Ulusal Meclisi 1830-1962 yılları arasında süren Fransız sömürgeciliğini devlet suçu olarak tanımlayan kararı kabul etti.
Cezayir denildiğinde akla Engels’in 1848’de İngilizce bir dergide yayınladığı yazı geliyor: In defence of the progressive french imperialism (ilerici Fransız emperyalizminin savunulması). Marx gibi Engels de o yıllarda açık işgale dayalı klasik sömürgeciliği savunur. Gerekçesi şöyledir:
Emperyalizm kötüdür ama emperyalizm öncesi daha kötüdür. Bu ülkeler dünyanın kenarında kalmışlardır. Emperyalizm onları dünyaya açmaktadır.
Konuyu açalım:
Dünya devrimi bekleniyor. Dünya devriminden anladıkları Batı ve Orta Avrupa ülkeleri devrimidir. Dünyanın neredeyse üçte ikisi başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Batı ve Orta Avrupa ülkelerinin sömürgesi durumundadır. Bu ülkeler yarı feodaldir, bazıları feodalizm öncesindedir.
Batı ve Orta Avrupa devrimi olursa eğer, bu bölgede yeryüzü nüfusunun onda birinden azı yaşamaktadır. Bölge sosyalist bir adacık olarak kalacaktır.
Emperyalizm sömürge ülkeleri dünyaya açmakta ve onlarda işçi sınıfının belirli oranda oluşmasını sağlamaktadır. Çünkü demiryolu ve limanlar yapılmakta, bazı sanayi tesisleri açılmaktadır. Bu ülkelerdeki eski üretim ilişkileri belirli oranda da olsa çözülmektedir.
Ülke kaynaklarının sömürülmesi için bazı yatırımlar yapılması zorunludur.
Bu durum gelecekte olması beklenen yukarda belirtilen kapsamdaki dünya devriminin yayılması için elverişli koşulların oluşması demektir.
Marx-Engels dönemlerindeki sömürgeciliği desteklemeleri nedeniyle değişik çevreler tarafından –mesela Almanya’da Yeşiller- eleştirilmiştir ama bu eleştiri yanlıştır. Marx-Engels’in destekleme gerekçeleri doğrudur. Diyelim 70 yıl sonra, sömürgelerde kurtuluş savaşlarının başladığı dönemde bu destekleme yanlış olurdu. Sömürge kurtuluş savaşlarının yükselme dönemi iki dünya savaşı arasında başlar.
Emperyalizm kötüdür ama sanki öncesi iyi midir? Ali Şeriati’nin yazılarında böyle bir anlayış bulabilirsiniz. Her kötülük emperyalizmin ülkeye girmesiyle başlar, öncesinden söz etmez. Üstelik emperyalizm ülkeye girdiğinde hakim sınıfların bir bölümüyle de işbirliği yapar.
Cezayir kurtuluş savaşından söz ettiğinizde Fanon’u atlayamazsınız.
Fanon’a göre Cezayir talihsiz bir sömürgedir çünkü Vietnam gibi uzak sömürgenin aksine Fransa’nın parçası olarak görülmektedir. Fransa ülkede vahşi bir savaş yürütür ama bağımsızlığı engelleyemez.
Fanon birkaç kentte bulunan işçi sınıfını sömürgecilerle olan ilişkileri nedeniyle karşı devrimci olarak değerlendirir. Ülkedeki tek devrimci güç köylülüktür.
Fanon marksisttir ama Fransa ve benzeri ülkelerdeki marksizmi “Avrupa marksizmi” olarak görür. Cezayir gibi ülkelerin marksizmi farklıdır.
Fransız Komünist Partisi’nden istifa eden Aime Ceaser “Marksizmin ezilen bir halkın hizmetinde olmasını isterdim, tersinin değil” demiştir.
Sömürgeciliğin son yıllarında Fransız hükümeti Cezayir’e yeni bir vali atar ve Meclis de atamayı onaylar. Fransız Komünist Partisi olumlu oy kullanır.
Atanan bu kişi Birleşmiş Milletler’in “Cezayir’de karşılıklı şiddetin durması” çağrısına şu yanıtı verecektir: Kan dökülmesinin durması ancak akacak kanın kalmamasıyla mümkündür.
Fanon ile ilgili yazmış olduğum kitabı Drive’da adımı arayarak bulabilirsiniz.
Fanon’un Türkçede yayınlanan Yeryüzünün Lanetlileri ve Siyah Deri Beyaz Maske kitaplarının yanı sıra kendisinin orijinal tezi olan sömürge halkın sömürgeciye karşı şiddet kullanmasının iyileştirici etkisi de kitapta incelenmektedir.
|