|
Engin Erkiner: Devletin sönmesi ya da süreç içinde ortadan kalkması, başka bir deyişle devlet olmayan devlet haline gelmesi ne demektir?
Bu soruları cevaplandırabilmek için önce burjuva devleti nedir, hangi işlevlere sahiptir sorusunun cevaplandırılması gerekir.
Burjuva devleti, kendisinden önceki devletler gibi sınıf egemenliğini simgeler ve bunu nasıl yaptığı önemlidir. Devlet sadece baskı aygıtı –ordu, polis, gizli servis- değildir. Hiçbir devlet uzun sürede esas olarak baskı aygıtıyla ayakta kalamaz. Devlete hakim olan sınıflar bloğu işçiler ve emekçiler üzerinde hegemonya sağlamak zorundadır. Hegemonya da zor kullanımını içermekle birlikte esas olarak kabullenme, gönüllü rıza göstermek demektir.
Hakim sınıflar bloğu dedim çünkü devlet, burjuva devleti bile olsa, burjuvazinin tek fraksiyonunun devleti değildir. Fraksiyonlardan birisi diğerlerini geriye iter ve hegemonyasını sağlar. Geriye itmek, tasfiye etmek anlamına gelmez, etkinliği azalır. Devletin politik ve ekonomik politikalarını daha az etkiler.
Hegemonya kurulmasında devletin ekonomik ve ideolojik işlevi önemli yer tutar. Ekonomik işlevi yatırımlar, işsizliği azaltmak, sosyal yardımlar vb. olarak görebiliriz. İdeolojik işlev ise eğitim sistemi, medya, din işleri ve ailenin işlevi olarak adlandırılabilir.
Bu işlev genellikle doğrudan devlet tarafından yerine getirilmez, devlete şu veya bu oranda bağlı değişik örgütler rol alırlar. Mesela cami dernekleri, sendikalar, değişik dernekler, işveren kuruluşları gibi…
Devlet sürekli iç mücadelenin yer aldığı, sabit olmayan, sürekli yeniden oluşan bir yapıdır. Bazı durumlarda sol örgütler de değişik şekillerde devletin içine girerler. Mesela öğretmenler devlet memurudur, TÖB-DER ve TÖS gibi örgütleri de devletin parçası olarak görmek gerekir. Bunlar muhalif parçalardır. Keza TMMOB de bu bağlamda değerlendirilebilir. 1970’li yıllardaki POL-DER’in durumu daha da açıktır.
Belediyeler de devlet kuruluşudur ve sol değişik beldelerde belediyeleri ele geçirdiği zaman bunun anlamı devletin muhalif parçası olmaktır.
Son 50 yıllık tarihte ülkenin durumu bu konuda örneklerle doludur ve her askeri darbenin ilk işlerinden birisi devleti muhaliflerden temizlemek olmuştur.
Devletin sönmesi; devletin işlevlerinden bazılarının ortadan kalkması, bazılarının ise içerik olarak değişmesi anlamındadır.
Devlet olmayan devlette de asayiş işlerine bakan bir kurum olacaktır ve bu milis olarak adlandırılır. Yanı asayişi ve gerekli olduğu kadar savunmayı halkın kendisi sağlayacaktır.
Sosyalist bir toplumda da egemen durumda olan anlayış kendisini eğitim yoluyla yeni kuşaklara anlatacak, onları şekillendirecektir. Burada eğitimin içeriği değişmiş olacaktır.
Din işleri için ayrı kurumsallaşmaya gidilmeyecek, inançlılar kendi kurumlarını finanse edeceklerdir.
Aileyle ilgili yasalar değişecek, evlenmek ve boşanmak –zorsa eğer- kolaylaşacaktır.
Başka eklemeler de yapılabilir.
Buraya kadarki belirlemelerin biraz hayali olduğunu belirtmek gerekiyor.
Marx-Engels devletin sönmesi tezini savunurlarken dünya devrimi öngörüsüne dayanıyorlardı. Yani sosyalizm dünyada rakipsiz olacak, güçlü kapitalist ülkelerle birlikte yaşamak zorunda olmayacaktı. Buna rağmen devlet burjuvazinin direncini kırabilmek için bir süre için gerekliydi.
Lenin de aynı görüşleri tekrarlar. Devlet ve İhtilal, Almanya devrimi beklentisine dayanır. Kitabın bitiş cümlesi de Alman devrimini müjdeler ama bu devrim ülke çapında gerçekleşmeyecek, sonunda bastırılacaktır.
Almanya’da devrim olursa bunun Avrupa’da yayılacağı varsayılıyordu. Burada Marx’ın dünya devrimi –Avrupa devrimi- anlayışının aynısı vardır.
Sosyalist ülke veya ülkeler güçlü kapitalizmle birlikte yaşamak zorunda oldukları için güvenlik aygıtının tümüyle milise dönüştürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle milis ve ordu birbirini dışlamaz. Mesela Romanya’da kaçmak zorunda kalan Çavuşesku ve eşi milis tarafından yakalanarak orduya teslim edilmiştir.
Devletin devlet olmaktan çıkması öncelikle baskı aygıtının işlevlerinin halka devredilmesi demektir. Unutulmamalıdır ki milisin askeri kapasitesi sınırlıdır. Marx ve Lenin’de yüksek askeri kapasiteye gerek olmayacağı düşünülmüştür ama dünya devrimi olmadığı için tersi gerçekleşmiştir.
Toplumdaki bütün çelişkilerin temeli ekonomik değildir. Cinsler arasındaki çelişki değişik şekillerde yıllarca sürecektir. Mesela Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde kadın haklarında eksiklik yoktu. Hatta kürtaj hakkını DAC, Batı Almanya’dan önce tanımıştır. Yine de DAC, eskisine göre azalarak da olsa, erkek egemen toplumdu.
Keza mezhepler arasındaki sorunların ortadan kalkması epeyce zaman alacaktır.
Benzer belirleme ırkçılık için de yapılabilir.
DAC 1945-1989 arasında 44 yıl yaşadı ve ardından bu bölgede ırkçılık patladı.
1989 Berlin Duvarı’nın yayınevine verilen ama ne zaman çıkacağını bilmediğim genişletilmiş ikinci baskısında konuyu incelemiştim.
Bir soru daha sormak gerekir?
Marx, 1871 Paris Komünü’nden sonra burjuva devletinin parçalanması gerektiğinden söz eder.
Sovyet devrimi ve sonrasındaki devrimler devraldıkları devlet cihazını ne oranda parçalayabilmiştir?
Devlet bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın değişik kademelerindeki sorumlular zamanla değişmiştir ama mekanizma büyük oranda aynı kalmıştır. SSCB’de ordu ve polisin farklı örgütlendiğini söyleyemeyiz.
Bir başka konu adalet sistemidir. Sosyalizmde mahkemelerin yerini halk mahkemelerinin alması sorunludur çünkü halk mahkemelerinde yer alacak olanların iyi bir hukuk eğitimi görmesi gerekir. Aksi durumda kötü yanlışlar yapabilirler.
Bize düşen iş Çin, Vietnam, Küba gibi ülkelerde devlet cihazının yaşadığı değişiklikler ve nasıl işlediği konusunda bilgi edinmektir.
Bu konuda pek az şey biliniyor dersem yeridir.
|