KIM IL SUNG PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Samstag, den 02. August 2025 um 17:28 Uhr

Engin Erkiner: Kim Il Sung’u Atatürk ile karşılaştırmak daha uygun olur. Kuzey Kore’nin Atatürk’ü…

Ülkenin kurucusu, mareşal değil ama gerilla birliği komutanı, Kızıl Ordu’da yüzbaşı…

Çin harflerinin kullanıldığı Kore alfabesini değiştiriyor.

Kore uzun tarihi boyunca güçlü komşularının –Çin, Rusya, Japonya- tehdidi altında yaşamış, 40 yıl kadar Japonya sömürgesi olmuş. Korece sadece eğitimde değil, günlük hayatta da yasaklanmış. Japonya yakınındaki Kore’yi ülkesinin parçası olarak görmüş.

Sung, Kuzey Korelilerin kültürel nihilizme sahip olduklarını saptayarak bunun değişmesi gerektiğini belirtmiş. Batının ve SSCB’nin kültür insanları biliniyor, bizimkiler yok mudur?

Jouche anlayışıyla sürekli vurguladığı konu, Korelilerin gelişmiş ulusal gurura sahip olmasıdır.

“Sayıca az bir halkız. Bu halk ulusal gurura sahip olmadan yaşayamaz.”

Tabii ulusal gurur güçlü maddi temele oturmak zorundadır.

Ülke ekonomik olarak hızla gelişiyor. Büyük toprak reformu yapılıyor ve SSCB örneğinden farklı olarak tarımda merkeziyetçilik uygulanmıyor.

Kuzey Kore, 1960’lı yıllardan itibaren arası açılan Çin ve SSCB arasında, ikisini de eleştirerek yaşıyor.

Hruşçov çizgisini kabul etmiyor, Mao’nun “revizyonizmin emperyalizmden daha tehlikeli olduğu” görüşünü de reddediyor. “Sosyalist ülkeler arasında farklılıklar olabilir ama sosyalistlerin emperyalizm karşısındaki bütünlüğü bozulmamalıdır” görüşündedir.

Kuzey Kore, Hindistan ve Yugoslavya ile birlikte Bloksuzlar Hareketi’nin önemli bileşenlerinden birisi oluyor.

Ülkenin bağımsızlığını sınırlandıracağı gerekçesiyle Sosyalist Ortak Pazar’a (COMECON) girmiyor.

Bu çizginin temelini 18. yüzyılda yaşamış başka bir Koreli sosyalist atıyor (o yıllarda ülke ikiye ayrılmamıştır).

“Kore sosyalizmi, milliyetçilikle sosyalizmi birleştiren özgün yapıya sahip olmalıdır.)

Ülkedeki başka halk ya da halklara karşı nasıl davranılıyor derseniz, böyle bir sorun bulunmuyor çünkü nüfusun yaklaşık yüzde yüzü Koreli.

Bugün büyük hızla okuyarak bitirdiğim kitap –o kadar ki kafam yorgunluktan zonklamaya başlamıştı- “Sung hanedanı” konusunda yerinde saptama yapıyor. Kim Il Sung ölünce yerine oğlu geçiyor, o da ölünce ikinci eşinden olan çocuklarından birisi geçiyor.

Yerine geçecekler yıllar önce parti tarafından saptanıyor ve değişik kademelerde görev yaparak hazırlanıyorlar.

Bölgede bu uygulama normal… Tayvan’da Çan Kay Şek ölünce yerine oğlu geçiyor, Singapur’daki uygulama keza böyle. Hindistan’da Nehru ailesi üç kuşaktır yönetimdedir.

Asya’nın bu bölgesinin geleneğidir…

Kore örneği bize Avrupa zihniyetinin başka bölgelerde geçerli olmadığını tekrar gösteriyor.

Bunu sanırım ilk anlayan İngilizlerdi. Sömürgecilik dönemindeki uygulamaları şöyledir: bir bölgede hakim olan kabilede kralı ya da yöneticiyi bul; satın al; alamıyorsan öldür; dağılırlar.

Ama böyle olmuyor. Neden derseniz, hepsi birbiriyle akrabadır.

İspanyol ordusunu 200 yıl boyunca yıktıkları İnka İmparatorluğu’ndan güneye indirmeyen Mapucheler de böyledir. Zamanın modern ordusuna karşı bunu nasıl yapabiliyorlar?

Merkezi örgütlenmeleri bulunmuyor. Merkez yok, gruplardan birisinin yok edilmesi savaşı bitirmiyor.

Değişik konularda bizim Avrupai anlayışımız dünyanın birçok yerinde geçerli değildir.