|
Engin Erkiner: Birkaç gündür neredeyse bir şey yapamadım diyebilirim. 50 Yıl Sonra TDAS (1975-2025) bitti, son birkaç küçük ekleme yaptım. Kitap olarak basılacak, uzun sürmez sanıyorum, basılınca ayrıntılı bilgi veririm.
Bir konu sona erdikten sonra başka konuya geçerken zorlanırım. Birkaç gün bazen bir hafta öyle geçer. Şimdi düzeldim sayılır.
Yarım bırakmak kötü şey ama insan bazen mecbur kalıyor. Kore konusu duruyor, epeyce okuyup notlar almıştım, tekrar başlasam kitaplaşması uzun sürmez.
Bir kitabı yazmadan önce asıl sorun genel çerçeveyi çizebilecek bilgi düzeyine ulaşmaktır. Ardından daha hedefe yönelik okumaya geçersiniz. Genel çerçeve bellidir, içi şöyle ya da böyle dolacaktır.
Bu konuda gecikmemin asıl nedeni aslında hedef büyütmeye karar verememek oldu.
Kuzey ve Güney Kore tarihi anlatılır, geleceğe yönelik belirlemeler yapılır; bunlar o kadar sorun değildir.
Sorun şuydu: Kim Il Sung ve kişi yüceltilmesinin boyutları…
Kim Il Sung ülkenin kurucusu kabul ediliyor ki doğrudur. Konumu gittikçe yükseliyor. Kim Il Sung’un kitaplarını ezbere okumak yarışmaları düzenleniyor.
Ölünce yerine oğlu geçiyor, birkaç oğlu var, hangisi şimdi hatırlamıyorum; o da ölünce yerine ikincisinin üçüncü oğlu geçiyor.
Burada padişahlık gibi sülaleye dayalı devamlılık bulunmuyor. İlk bakışta öyle gibi görünebilir ama değildir. Üst düzeyde kadrolar devamcının kim olacağına karar veriyorlar. Buna ölümden önce karar veriliyor ve seçilen kişi başkanın bazı görevlerini üstlenmeye başlıyor. Bir çeşit geçiş dönemidir…
Kuzey Kore’deki rejimde gösteri sanatlarının önemli yeri bulunuyor. Bu faaliyet rejimin devamlılığında rol oynuyor.
Ve son liderle birlikte (Kim Yong Il olması gerek, belki de farklıdır, Korece isimleri akılda tutmak zor) Kim Il Sungizm kabul ediliyor. Bu kabule marksizmin bireye önem vermediği yönünde ayrıntılı bir eleştiri eşlik ediyor.
Kuzey Kore, güneyle birlikte eski Japonya sömürgesi ama askeri olarak güçlüdür. Bir ara uranyumu zenginleştirme programına yöneliyor. ABD başlangıçta rahattır, nasılsa yapamazlar diye düşünüyor. Kuzey Kore zenginleştirmede grafit çubukları kullanarak yeni bir yol buluyor. Bunun üzerine ABD’nin tehditleri başlıyor, ambargo konuyor, bakıyorlar ki olacak gibi değil, anlaşıyorlar. Kuzey Kore’nin Çin ile uzun, Rusya ile kısa sınırı bulunuyor.
Batı Almanya-Demokratik Almanya Cumhuriyeti ilişkisine hiç benzemeyen bir ulus bölünmesi var. İkisi de Kore ulusudur ve iki taraf da bunu kabul ediyor ama birleşme ufukta bile görünmüyor.
Kim Il Sungizmle Apoizm arasında paralellik gördüm. Kim Il Sung’un başarısı daha büyük tabii… Solun neredeyse bulunmadığı, bulunanların da Japon sömürgeciliği tarafından büyük oranda yok edildiği ülkeye Kızıl Ordu askeri olarak giriyor. Ailesi yıllarca SSCB’de sürgündedir, kendisi orduda yüzbaşıdır, başarılı bir gerilla komutanıdır. Askeri akademiye gidip general olmayı hedeflemektedir ama ülkenin kuzeyinde hakim olan Kızıl Ordu yönetimi –güneyde ABD ordusu hakimdir- “senden iyisini mi bulacağız? diye düşünerek Kim Il Sung’u ülke yöneticisi yapar ve arkası gelir.
Kişi putlaştırması inanılmaz düzeydedir ve bunda dinin de mutlaka önemli rolü vardır. Dine inanılmadığında bile o kültür bir yolunu bulup kişinin şekillenmesine sızar.
Buradan Max Weber’e geçebiliriz…
Weber tarihte bu tür kişilerin durumunu incelemiş ve şu saptamayı yapmıştır: putlaştırılan kişinin ölümünden sonraki kuşakta etki yıpranır, giderek kaybolur.
Kuzey Kore’de ise böyle olmuyor. Kim Il Sung’dan sonra gelenler onunki kadar mutlak lider değiller ama hem yüceltilmeleri sürüyor ve hem de sonra gelenler de kendilerini Kim Il Sung’un devamcısı olarak görüyorlar.
Toplumlar farklı, tarihi dönem farklı, kişiler farklı ama önemli benzerlik de bulunuyor.
Henüz karar veremedim… |