SOYKIRIMLARLA YÜZLEŞMEK... PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Sonntag, den 30. Januar 2011 um 07:36 Uhr

Engin Erkiner: Almanya’da iki gün önce Yahudi ve Roman soykırımı anıldı. Bu vesileyle soykırımdan kurtulan bir Roman da Federal Parlamento’da konuştu.

Soykırım konusu bizde günceldir. Konu, Ermeni soykırımı nedeniyle sürekli gündemde olmasına karşın, soykırım sözcüğü değişik amaçlarla da kullanılmaktadır.

Konunun, kelime kullanımının ötesine geçip, daha derinlemesine ele alınması gerekiyor. Önce 20. yüzyıl tarihiyle ilgili bir açıklama…

Geçtiğimiz yüzyılın ilk soykırımı, şimdiye kadar söylendiği gibi Ermeni soykırımı değildir.

Almanya emperyalizmi sahip olduğu az sayıda sömürgeden birisinde, şimdiki Angola sayılabilecek olan güneybatı Afrika’da, 1904 yılında, sömürgeciliğe karşı ayaklanan Herero halkına soykırım uygulamıştır.

Almanlar bu durumu dışarıdan gelen bilgilerden değil, Almanca yazılan ve soykırımı inceleyen kitaplardan öğreniyorlar.

Ek olarak, 1915’te doruk noktasına çıkan Ermeni soykırımında da Osmanlı İmparatorluğu’nun değişik makamlarında önemli sorumluluklar taşıyan Alman subaylarının da payının bulunduğu gittikçe daha fazla açığa çıkıyor.

Bu konuda da kitaplar yayınlanıyor.

Bu yöndeki bir saptama yıllar öncesinde bir Alman tarihçi tarafından yapılmıştı:

“Ermenilere yönelik soykırım örgütlü olarak hayata geçirildi. Yarı feodal bir ülkenin kendi başına bu kadar örgütlü hareket edebileceğini sanmıyorum.”

Şimdi bu saptama bilgi temeline oturtularak ayrıntılı biçimde şekilleniyor.

Dahası var…

Yıllarca “soykırımı Naziler yaptı” söylemi vardı.

Yapılan araştırmalar ve bunun sonucunda yazılan kitaplar, Alman halkının değişik düzeylerde bu soykırıma katıldığını ortaya koyuyor.

Naziler sivil toplum içinden başlayarak örgütleniyorlar.

Propaganda Bakanı Göbbels’in yerinde saptamasıyla, “Naziler bir halk hareketidir.”

Saldırganlık, gelişmenin her aşamasında kullanılan şiddet vardır, ama bu durum onların geniş kitle tabanına sahip oldukları gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Yahudi karşıtlığı eskiden beri var. Bunun üzerine birinci büyük savaşın kaybedilmesi ve 1929 ekonomik krizinin etkileri de geliyor.

Nazilerin büyük becerisi, halkın ekonomik çıkarlarından önce, duygularına ve bilinçaltına hitap etmeyi bilmeleridir.

Mein Kampf (Kavgam) sıradan denilebilecek bir kitap bile değildir.

Nazilerin sembol kitabı olması, Alman halkına hitabından kaynaklanır:

“Sen büyük bir halksın!”

Ardından da bu büyük halkın yapması gerekenler sıralanır…

Kitabın ana mesajının bu olduğu bilinince, bu kitabın bizde neden haftalarca en çok satan kitaplar arasında ilk sırada olduğunu ve ancak telif hakkına sahip Bavyera İçişleri Bakanlığı’nın protestosu sonucu yeniden basılmadığını anlamak kolaylaşır.

Yahudi ve Roman soykırımları Almanya ile sınırlı olarak ele alındıklarında bir gerçek açık olarak görülüyor:

Büyük bir soykırım, ülke halkının şu ya da bu oranda desteği olmadan gerçekleştirilemez.

Böyle bir soykırım sadece ordu, polis ve gizli servis marifetiyle hayata geçirilemez.

Tıpkı Anadolu’da olduğu gibi…

Almanya’da böyle bir belirlemeye itiraz yok, kanıtlar da fazlasıyla mevcut…

Bir ülkenin tarihindeki soykırımları açık olarak belirtmesi, ek olarak onları ayrıntılı olarak incelemesi, o ülkeyi ve halkını küçültmüyormuş…

Hiç kimse, “dedelerim soykırım yapmışlar” diye kara kara düşünmüyormuş…

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Almanlar Avrupa’nın en nefret edilen halkı durumundaydı. O kadar ki, Almanca bilen çok sayıda insan bu nefretini ifade etmek için Almanca konuşmazdı.

Aradan 65 yıl gibi bir zaman geçti…

Geçenlerde yapılan bir araştırmaya göre, Almanlar, Avrupa’da en sevilen halk durumundadır.

Olacak şey değil, ama gerçek…

Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında karşı cephelerde yer aldıkları Fransızlar, Almanları en seven halk durumundadır.

Bu başarıyı öncelikle kendileriyle açık olara yüzleşerek sağladılar.

Geçmişte yaşamadılar, güçlerini bugünden aldılar.

Bir deyişle, “Dünya Almanları başka türlü görmeyi öğrendi.”

Bugün, palavra anlamında değil de, gerçekten güçlü olabilirseniz, geçmişe de o kadar rahat yaklaşabilirsiniz.

Geçmiş, ancak onun yerine konulabilecek düzeyde başka bir üretim yapılabilmişse, aşılabilir…

Almanya halkının da bütün halklar gibi iyi ve kötü yanları var.

Ama açık olan bir gerçek de var:

Bu halk, 60 yıl önceki halka göre başka bir halk…

Kendisiyle yüzleşebilmiş, bunu sonraki kuşağa aktarabilmiş ve değişebilmiş…

Ülkemiz devrimcilerinin özellikle öğrenmesi gereken iki ülke tarihi var:

Bir tanesi Almanya’dır.

Nazilerin iktidar yürüyüşü ve halkı örgütlemeleri; 1945 sonrasında bu halkın kendisiyle yüzleşmeye karşı direnişi ve 1968’in bu direnişi nasıl kırdığı…

Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki sosyalizm de bu direnişi belli oranda kırıyor…

İkinci olarak, Yugoslavya…

Yıllarca birlikte yaşamış halkların birkaç yıl içinde birbirlerinin düşmanı durumuna gelmeleri ve yaşanılan etnik temizlik…

Bu iki tarihten öğrenmemiz gereken çok şey var.