SOLUN DA ARAŞTIRMA KOMİSYONUNA İHTİYACI VAR PDF Drucken E-Mail
Geschrieben von: Erkiner   
Samstag, den 30. Oktober 2010 um 19:24 Uhr

Engin ErkinerYakın geçmişte Abdullah Öcalan ve KCK tarafından önemli bir öneri yapıldı: Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun. Bu Komisyon’un amacı, öncelikle 1984 yılından beri süren savaş sırasında ölenlerin ölüm nedenlerinin araştırılmasıdır. Kim nasıl ölmüştür, kimin tarafından öldürülmüştür?

Bu Komisyon sayısı kesin olarak bilinemeyen ancak tahmin edilebilen binlerce faili meçhulün hiç olmazsa bir bölümünün aydınlığa çıkarılması açısından özellikle önemlidir. İki halkın barışması, birlikte yaşaması ve dahası bir halkın kendi içindeki sorunlarını çözümlemesi hakikatler olabildiğince açığa çıkarılmadan gerçekleşemez.

“Aradan zaman geçti, unutuldu” denilemez.

Aradan yıllar geçse bile bunlar kanayan birer yara olarak varlıklarını sürdürürler.

Tahmin edilebileceği gibi devlet tarafından hiçbir yanıt gelmedi. Öneriye ilgi bile gösterilmedi.

Burada asıl üzerinde durmak istediğim konu, meselenin başka yanıdır.

Yıllardan beri Türkiye solunun zayıflığından, ek olarak sürüp giden savaş konusunda açık bir tutum alamamasından, önemli çelişkiler içinde sürekli bölünmesinden söz edilir.

Yıllardan beri süren bu durumun önemli nedenlerinden bir tanesi, Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun Türkiye solu için de bir türlü kurulamamasından kaynaklanır.

Böyle bir Komisyona Türkiye solunun kendisinin de ihtiyacı var.

1974-1980 döneminde solun önemli özelliklerinden bir tanesi, sol içi şiddetin yaygınlığıdır.

Bu şiddet, büyük oranda sol örgütler arasında ortaya çıkan ve ölüm ve yaralanmayla biten çatışmaları içerir.

12 Eylül 1980 sonrasında solun büyük yenilgisinde sol içi şiddetin önemli payı vardır.

Bırakın bir araya gelip ortak direniş göstermeyi, kimsenin birbirine güvenmediği bir ortamda hangi birleşik direniş sergilenecekti?

12 Eylül sonrasında sol içi şiddet yapı değiştirir: örgütler arasındaki şiddet azalır, bunun yerine örgüt içi infazlar alır.

Bu infazlar sadece Türkiye’de değil,  Avrupa ülkelerinde ve Suriye’de de gerçekleşmiştir.

Burada PKK ile devlet arasında yıllardan beri süren savaş sırasında yaşanılan ölümlerden farklı bir durum söz konusudur: burada devletle savaş konunun tali tarafını oluşturur. Bazı sol örgütler devletle savaşmaktan çok kendi kendileriyle savaşmışlar ve iç infazlara yönelmişlerdir.

Bazı durumlarda devletin ilgili sol örgütten öldürdüğü insan sayısı, aynı örgütteki iç infaz sayısından daha azdır.

Korkunç bir durum söz konusudur.

“Bunlar bilinmiyor mu?”

Neredeyse hepsi biliniyor. Sadece açık konuşulmuyor. Hiç de temiz olmayan sol içi ilişkilerin geçmişi açık olarak ortaya konulmuyor.

Son iki yılda bu konuda umut verici gelişmeler yaşandı.

Türkiye solu içindeki şiddet konusu, nedenleriyle birlikte daha açık tartışılır oldu. Bazı görüşler ifade edildi. Konuyla ilgili az sayıda da olsa kitaplar yayınlandı. Sol içi infazların küçük bir bölümünü oluştursa bile bazı olaylar ayrıntılarıyla ortaya çıkarıldı.

Bu konuda atılması gereken daha çok adım var.

Türkiye solu kendi içindeki şiddetle hesaplaşmadıkça, bu şiddete gerekçe olarak hiçbir tutarlı yanı bulunmayan bahanelere sığınmayı bırakmadıkça, yıllardır süren ataletinden sıyrılması mümkün değildir.

Bu durum gittikçe daha fazla bilince çıkıyor.

Sol içindeki şiddette kişilerin sorumlulukları çok açık olmakla birlikte mesele bundan ibaret değildir.

Sorun sadece sorumluları ortaya çıkarmak değil, bu şiddeti besleyen ortamı ortadan kaldırmaktadır.

Konunun ayrıntısına girmeden şu kadarı söylenebilir: Türkiye solu da bir şiddet toplumundan çıkmıştır. Her sol gibi o da içinden çıktığı topluma benzer. Aileden başlayarak bütün günlük ilişkilerde şiddetin önemli yer tuttuğu bir toplumdan çıkan sol, bu şiddeti, teorik gerekçelerle de süsleyerek kendi içinde yansıtmıştır.

İnsanlar, en erken 16 yaşında devrimci olurlar, şu veya bu örgüte katılırlar.

Bu yaşa gelmiş kişi, boş kağıt değildir, önemli bir sosyalizasyon yaşamıştır.

Ailede yaşanılan ilk sosyalizasyonun üzerine okulda ve aile dışındaki çevrede yaşanılan sosyalizasyon da eklenmiştir.

Sosyalizasyon, kişinin, toplumdaki hakim değerleri bilinçsiz olarak içselleştirmesi demektir.

Bu değerler önce içselleşir. Bu değerlerin sorgulanması –yapılabilirse eğer- daha sonra ve bu içselleştirmeden sonra gelebilir.

Kendini ve halkı bilinçli olarak dönüştürmeyi amaçlamamış, bunun kendiliğinden olabileceğini düşünmüş ya da bu dönüşümü ileri bir tarihe bırakmış olan solun, toplumun en gerici değer yargılarını yansıtmasında şaşılacak yan yoktur.

En bilinen örneği verecek olursak; erkek egemen bir toplumdan çıkan sol da erkek egemen olacaktır.

Bilinçli bir değişme ve değiştirme çabası olmadıkça bu özelliğin önemli bir değişim yaşaması mümkün değildir.

Benzer bir durum sol içi şiddette ve vahim boyutlara ulaşmış düzeyde de bulunuyor.

Hakikatleri Araştırma Komisyonu herkes için gereklidir…